Anasayfa | Hakkımızda | Linkler | İletişim
Kültür - Sanat  »  Müzik
Türkülerin Tanıklığı... Kadın Ağzı Türküler

Feryal Öney


Aşağıdaki metin ilk olarak 2004 yılında, Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu'ndaki kadın müzisyenlere  yapılmış -dinletili- bir aktarımdır.

Yaşadığımız coğrafyanın, toplumun aynası diyebileceğimiz türküleri –biraz dikkat kesilerek- dinlediğimizde, toplumda yaşananların tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildiğini görürüz. Kadınlara bakış, kadınlarla ilgili yerleşik önyargılar, davranış biçimleri tüm açıklığıyla, çelişkileriyle yer alır türkülerde... Diğer taraftan kadınların, duygu ve düşüncelerini özgürce dile getirdikleri "kadın ortamlarında" lâfı dolandırmadan söyledikleri / yaktıkları türküler de onların dünyasını, yaşadıkları sorunları, isyanlarını tüm samimiyetiyle taşır getirir bizlere...

Türkü üretiminin gerçekleşmesi ve icra edilmesi sürecinde kadın; türkü yakıcı ve türkülere konu edilen olmak üzere iki kimlikle karşımıza çıkar... Türkü yakıcı kimliğiyle daha çok günlük yaşamı, kapalı bırakıldığı, dışına çıkamadığı ev içinde yaşanan olayları ve hissettiği duyguları dışa vurur. Bu "kadın ağzı türküler"e[1] bakıldığında, kadının özlem ve istekleri ya da gerçekte olmasını istediği yerin ısrarla işaret edildiği görülmektedir.

Toplumun ağlayıcılığını üstlenerek söylediği ağıtlarda, söz söyleme ve durumu tahlil etme ustalığıyla karşımıza çıkar; bazen -diyelim ki yönetenlere karşı isyan örgütlemiş ve bu yüzden öldürülmüş bir halk kahramanı için ya da savaşa gönderilip ölen bir asker için ağıt yakarak- toplumsal olayları kendince yorumlar ve apaçık yöneten sınıfı eleştirir.

Söylediği ninnilerde ise, hayattan beklentilerini yansıtır ve çocuğunu daha beşikteyken eğitmeye çalışır; kocasına, evin büyüklerine söyleyemediklerini, içindeki kızgınlıkları, kırgınlıkları -kendisini henüz anlayamayan- bebeğiyle paylaşır, aynı şeylerin yaşanmaması için ona öğütler verir.

Aşk ve sevda türkülerinde daha çok sosyal sorunların irdeleyicisidir kadınlar; bir türlü kavuşamazlar sevdiklerine, baba engeli, aile engeli, olmadı çevre (sınıf, din, vb) engeli karşılarına çıkar sürekli; ya kendilerine zarar vererek büyüklerini cezalandırır -ve ölümlerinden sonra diğer kadınların yaktığı ağıdın kahramanı olurlar- ya da yaşamayı seçip sevdikleri adamla birlikte kaçmanın yollarını ararlar...

Cinselliğini rahatça yaşayamayan kadın, türkülerde beklentilerini, üzüntülerini tüm çıplaklığıyla dile getirmektedir. Bazen “çocuk” denecek yaşta yaşlı bir adamla evlendirilen, bazense “çocuk” denebilecek yaştaki bir erkekle evlendirilen ve bir türlü mutlu olamayan kadınlar, türkülerde bu durumu bütün samimiyetleriyle, apaçık ifade etmektedirler...

Ve bugün de tüm vahşetiyle devam eden töre cinayetlerini anlatan türkülerde cinayete kurban giden kadın, bu "erkek" dünyayı anlayamadan gittiğini söyler başka bir kadın arkadaşının ağzından...

Kadınların başkaları tarafından anlatıldığı / konu edildiği veya kendilerini, toplumu anlattığı türküleri dinlediğimizde, yaklaşık olarak aşağıda çizmeye çalışacağımıza benzer bir tablo çıkmakta karşımıza... Bu içler acısı tabloya baktığımızda, ne yazık ki ; “bunlar çook eski zamanlarda olmuş, uzak geçmişte kalmış, tarih olmuş; bugün her şey değişti" diyemiyoruz... Bugün yaşam koşulları, mekânlar değişmiş olsa da aynı "erkek" bakış soyunu sürdürmekte, kadınların yaşamına olanca ağırlığıyla çökmekte... Ve -tıpkı Güldanya'nın başına gelenler gibi- bugün kadınların yaşadıkları da bugünün türküleriyle / besteleriyle dillendirilmekte...

1. Ailenin evliliğe karışması: Evlenme, yaşadığımız coğrafyada kızın değil, ana - babanın kararlarıyla şekillenir çoğu kez. Çoğu mutsuzlukla sonuçlanan beşik kertmeliği, çarpıcı bir örnektir; çocuklar daha düşünmeyi, konuşmayı beceremezken gelecekleri konusunda aileler kararını vermiştir. Diğer yandan, ana-babanın evliliğe engel olması, sevenleri zor durumda bırakmakta, türlü türlü yolları akla getirmektedir. İşte bir örnek (Al Şalım Yeşil Şalım):

"al şalım yeşil şalım

dağları dolaşalım

sen yağmur ol ben bulut

Maçka'da buluşalım

...

anan razı olmazsa

babanı mı vurayım

sevdiğim söyle bana

seni nerde bulayım"

2. Kızların zorla evlendirilmesi: Bir halk hikâyesinde (Leyla ile Mecnun); "oğlan acep olmaz olsa âşık / âşıklık işi kıza ne lâyık" (oğlan âşık olsa acayip bulunmaz; ama kıza âşık olmak hiç yakışmaz) denmekte.

Yine bir Şarkışla türküsünde, sevmediği biriyle evlendirilen genç kızın yakınmasına kulak misafiri oluruz:

"oğlan güzel amma gönül sevmiyor

anam kardeş şu halime koymuyor

ele karşı ben ne yapsam olmuyor

namus bir gün değil, atam kurtulam..."

Bir Eskişehir türküsünde, zorla evlendirilen bir kız, tıpkı kendisi gibi kadınlığın tüm zorluklarını yaşamış olan annesine, kendisini hiç anlamadığı için beddua etmektedir:

"anam benim sandığımı açmasın

çuha şalvarıma uçkur takmasın

kızım gelir diye yola bakmasın

örtüven yazmamı boylu boyunca

anam beni güldürmedi gülmesin

yedi sene sürünsün de ölmesin..."

3. Kızı satma: Ortadoğu kültüründe erkeğin evlenmesi "kadını satın almak" olarak algılanmaktadır. Bu kültüre göre oğlan evi "alır", kız evi "satar". Kız, "başlık parası"nı verebilene verilir. Kadının ailesi başlık parasını iade edemeyeceği için bazı yörelerde, istese de boşanamaz kadın.

Toroslar'ın meşhur ozanı Karac'oğlan bakın, ne diyor:

"Karac'oğlan der ki geldim kapına

mail oldum cemâline yapına

baban senin ne istiyor tapuna

para ile geldim satın almaya..."

4. Kızı kaçırma: Birçok halk türküsünde erkekler, kendilerine 'varmayan' kızları ya da yüz vermeyen gelinleri kaçırır, kaçırtır, ırzına geçer, asar, keser, öldürür...

Çok bilinen Emirdağı türküsünün sözlerine bakar mısınız:

"bilemedim yaylanızın yolunu

saçın uzun bağlasınlar kolunu

eğer anan seni bana vermezse

yemin ettim keseceğim yolunu..."

şu Kastamonu türküsü nasıl diken diken ediyor tüylerimizi:

"bacamızın günden yanın deldiler

aç kurt gibi evimize doldular

anamın elinden beni aldılar..."

5. Sevgiliye din engeli: Tıpkı etnik farklılık gibi, inanç farklılığı da kavuşamama nedenlerinden biridir. En yaygın türkü, Ermeni kız ile Müslüman gencin kavuşamayışını anlatan Sari Gyalin (Dağlı Gelin) / Sarı Gelin'dir. İşte başka bir örnek daha:

"kırlangıç yapar yuvayı

çamur sıvayı sıvayı

bana "düşman kızı" derler

gâvur babamdan dolayı..."

***

"demirciler demir döver tunc'olur

Müslümandan Ermenilik güc'olur

dinin değiştirmek sana sanc'olur

var git oğlan var git girme dinime..."

6. Kına geceleri: "gelin ağlatma gecesi" de denir. Törelerimizde kına, "kurban"lara yakılır. Din uğruna kurban edilen koyunlara, vatan uğruna kendini kurban etmeyi göze alan askerlere (askere gidenlere) ve bir de gelin olacak kızlara... Kadınların bin yıllardan beri süregelen acı serüveni, bu türkülerde yankılanır:

"anam çıksın yaylalarda yaylasın

koyu gölgelerde gönlün eylesin

babamın oğlu var, beni n'eylesin..." (Eskişehir)

***

"babamın öküzü beştir

kızların emeği hiçtir

anadan ayrılmak güçtür..." (Konya, Kütahya, Kayseri)

7. Kızın evden alınışı / gelin gidişi:

Bakar mısınız, kadınların oğlan evine doğru yola çıkan kıza verdikleri öğüde:

"öğüt kulağına girsin

her huyların burda kalsın

Hak kocana ömür versin

ney ney neyleyim aman..."

***

"bizim sana verdiğimiz

oğlan değil, evliya

süt dökersen yalanır

yarın gideceğin avluya" (Erzincan)

8. Kadının yeni evindeki yaşamı: Kız, baba evinden çıkıp koca evine gider (baba baskısından, koca baskısına...) Yeni evde kocanın erki, hemen hiçbir güçle sınırlı değildir. Bunu daha ilk geceden göstermek için bazı yerlerde erkek, gerdekte kızın yüzünü morartır... bunu yapmayan ayıplanır. Çünkü dayak, erkeğin en doğal hakkıdır:

"ana besler hurmayla

el oğlu döver yarmayla

öldüm ele yalvarmayla

iki gözüm hain anam

yaktın beni zalim babam..." (Çankırı)

***

"sabahtan kalktım sütü pişirdim

sütün kaymağını yere taşırdım

burçak tarlasında aklım şaşırdım

yolma yola yola kolum yorulur

otursam dinlensem herif darılır

burçak tarlasında gelin bayılır

elimi salladım değdi pıtırak

öyle olmadı ki acık oturak

iki üç tarla değil tezden kurtulak

ah ne yaman, ne zor imiş burçak yolması

burçak tarlasında gelin olması..." (Tokat)

9. Uzak yere verilen kızlar:

"ana kızın çok mu idi

bir kız sana yük mü idi

Koca Çongar'ın içinde

bir isterim yok mu idi" (Şarkışla)

***

"ağ elime mor kınalar yaktılar

kaderim yok gurbet ele sattılar

on iki yaşımda gelin ettiler

ağlar ağlar gözyaşımı silerim..." (bir Yörük kızının yaktığı türkü - Denizli)

***

"zeytinyağlı yiyemem aman

basma da fistan giyemem aman

senin gibi cahile ben efendim diyemem aman

kaldım duman içi dağlarda

sevgili yârim nerelerde..."

***

"aş gel anam aş gel, el oldum gittim

ellerin köyünde kül oldum yittim..." (Akşehir)

10. Dengine düşememe: Kadın verilen bir nesnedir, erkek ise alan... Kızda seçim, neredeyse imkânsızdır. Evlenme bir baht, bir yazgıdır kızlar için. Bu coğrafyanın türküleri, başkalarının karışması ve seçimi yüzünden çocuklarla ya da babası yaşında erkeklerle evlendirilip acı çeken genç kızlarla doludur:

"akşam oldu yatak serdim gül gibi

sabah oldu alta siğmiş göl gibi

sarılıp da yatam demez el gibi

allah çocuk gebereydin öleydin

sen öleydin ben dengime varaydım..." (Kıbrıs)

***

"ihtiyar adamın merdivenden inişi

oynaşırken fırladı gitti ön dişi..."

Neredeyse tüm Orta Anadolu düğünlerinde çalınıp söylenen, göbek attıran bir oyun havası... Sözler başkadır, müziğin yarattığı atmosfer başka:

"bastım da kırıldı iğdenin dalı

kötüye düşenin böyl'olur hali..."

***

"ne gezersin yücelerde

ay karanlık gecelerde

nerde bir güzel var ise

o da miskin kocalarda..." (Orta Anadolu)

11. Büyük (Geniş) ailede kadın: Böyle ailelerde kaynana ile ilişki, evliliğin başarısı için karı-koca ilişkisinden daha önemlidir. Bir sorun olduğunda koca, 'el kızı'nın değil, anasının yanındadır. Bazı yörelerde gelin, kaynananın uzattığı Kur'an'ın altından geçerek eve girer. Bazen de kaynananın bacakları arasından... Bazen gelin kuzu gibi olsun diye kuzu postuna ayak bastırılır.

"dar sokaktan geçemedim

acı tatlı içemedim

kayınbabam pek çok dövdü

namus edip açamadım..." (Adana-Sivas)

12. Kuma: Yine Ortadoğu'da çok yaygın olançok-eşli evliliklerde kadınlar, kocanın gecelerini sırayla paylaşırlar. Yaşlı kadınlar, sıralarını genç olanlara gönüllü olarak verir. Bu, İslâm'da sünnettir. Kaderciliğin, hazmetmenin bu kadarına söylenecek söz bulmak zor:

"taşlı tarla ayrıklı

ağam koca bıyıklı

çok varmayın üstüne

daha yeni yavuklu..." (Isparta)

***

Tabii ki; "o kadar da değil" diyebilecek kadınlar da var:

"kerpiç kerpiç üstüne

çıkmam kerpiç üstüne

kırk yıl kocasız kalsam

varmam kuma üstüne..."

13. Kaynana-Gelin:

"yel yel yel aşı

yediğin bulgur aşı

kazanlarda kaynasın

kaynanamın kır başı

lahanası çok gelin

her sözlerin bok gelin

oğlanı ben büyüttüm

al orana sok gelin..." (Söğüt)

14. Kadını aşağılama:

yine büyük düşünür-ozan Karac'oğlan'dan:

"Karac'oğlan der ki Mevlâ yaratır

çocuğunu verir ele beletir

kabını yumaz da ite yalatır

alman kötü avradı huri de olsa..."

***

"çökeleğe kurt düşürdü Saime

buzağıya bit düşürdü Saime

ilvan yürüyüşlü Saime..." (Kırşehir)

15. Eşten ayrı düşme: Eğin türküleri bu konunun işlendiği en yaygın türkülerdir; erkeklerin çoğu çalışmak için İstanbul'a gitmiş, kalıp onları bekleyen kadınlar yüzlerce türkü yakmıştır:

"ağam İstanbul mu Eğin'li misin

sılaya gelmeye yeminli misin

yoksa bana da mı emin değilsin

elde güzel çoktur, evlenmeyesin..."

***

"ağam İstanbul'u mesken mi tuttun

gördün güzelleri beni unuttun

sılaya dönmeye yemin mi ettin..." (Eğin - Kayseri)

16. Çocuğun olmayışı: Manas Destanı'nda; "çocuksuz kadın, odundan başka bir şey değildir; çiçeksiz bir ağaçtır." deniyor. Anadolu'da kadın, ancak doğurarak yerini sağlamlaştırır. Kadın eğer kısırsa, kocası üstüne evlenebilir...

İşte bir türkünün hikâyesi:

(Ak Taş Diye Belediğim - Doğu Anadolu yöresi)

Bir bey oğlu severek güzel mi güzel bir kızla evlenmiş. Kırk gün kırk gece düğün yapılmış. Uzun zaman çok mutlu yaşamışlar. Fakat genç gelinin bebeği olmuyormuş. Hekimlere gitmişler, hocalara danışmışlar fakat vermeyince vermiyor. Beylik üstünde kara bulutlar gibi söylentiler dolaşmaya başlamış. “ Eğer Bey'imizin oğlunun bir erkek evlâdı olmazsa ocak sönüp gidecek, biz başsız dağılacağız. Bey oğlu eşinin üstüne bir eş daha almalı ki kendisine döl versin” Bu dayatmalar neticesinde, halkın isteği karşısında boynu kıldan ince Bey oğlu güzel eşine danışarak ikinci bir eş daha getirmiş ocağına. Bir yıl sonra da topaç gibi bir oğlan çocuğunu almış kucağına.

Ama ilk gelin kumalığa dayanamamış, sevdasını paylaşamamış, vurmuş kendini dağlara.. Bir aktaş bulmuş , onu kucağına alıp mintanıyla sararak türkü çığırıp erenlere karışmış...

***

"çavuş hamamın tamam kurnası

ebelerin yalan ilaç vermesi

ağzımda duruyor ilaç yarası

ya ver muradımı ya al canımı

istemem böyle can sağlığını..." (Çorum)

17. Erkek-kız çocuk ayrımı: Çocuklar arasında erkek olan değerlidir; çünkü o soyun devamı demektir... Atasözlerimiz bakın ne der:

"Oğlan doğuran övünsün, kız doğuran dövünsün"

***

"Sultan yolar yüzlerini

Zelha deler dizlerini

öldürme babam oğlunu

kurban verem kızlarını..." (Göğceli)

18. Kadının yaşlılığı: Kadın yaşlanınca çocuklarının, gelinlerinin, damatlarının eline kalır. Birçok türkü oğula, kıza, geline karşı hayal kırıklığını yansıtır:

"albebek gülbebek oğlan büyüttüm

ninni çalıp kucağımda uyuttum

gayrı ben oğlumun adın unuttum

şaştım yolun hangisine gideyim

gelin evden kovdu kime gideyim..." (Şarkışla)

19. Kadının hastalığı ve ölümü: Gebelik, doğum, vb durumlarda uygulanan yanlış hekimlikler sonucu ölümler çok görülür...

"karşıdan geliyor ecem sürüsü

salınıp geliyor gelin bacısı

içerden mi çıkar gelin acısı

dayanamam gelin anam ben sana..." (Konya - Bozkır)

20. Kadın intiharları / namus cinayetleri: Töre bakış açısından bir erkeğin namusu çoğunlukla kendisinin ve akrabalarının davranışları tarafından belirleniyor. Bir kadının namusu ise her şeyden önce cinselliğiyle, fiziksel görünüşüyle, giyim kuşamıyla, davranışlarıyla tanımlanıyor.

Anonim türkü literatürümüzde, "namus lekesi"nin konu edinen öyle çok türkü var ki! Sadece türkülerde kalsa iyi; bugün tüm şiddetiyle devam eden namus cinayetlerine her gün bir yenisi ekleniyor; Güldünyalar, Necmiyeler, Yaseminler 'namus' uğruna acımasızca öldürülüyor...

Kocasının "gitme!" dediği yere giden ve bu nedenle "kocasının namusuna leke sürdüğü için" öldürülen Fethiye'nin türküsü:

"Poşpoş Köprüsü'nü seller mi aldı

Fethiye'nin yavrusunu eller mi aldı

gelme annem gelme kum içindeyim

sen beni bilmezsin kan içindeyim

ben ne ettim teyzeme gittim

teyzemden gelir iken can telef ettim..."

Evlendirilmek istenen adamla evlenmektense intiharı seçen bir kadının öyküsü:

"Arda boylarında kırmızı erik

Halime'nin ardında on yedi belik

ah annecim ah annecim yaktın ya beni

şu genç yaşta denizlere attın ya beni

alıverin feracemi annecim diksin

o gıymatlı İsmail'e kendisi gitsin..."

Namus yüzünden, töre yüzünden kadınların öldürülmesi meselesi, bugün hâlâ tüm yakıcılığıyla -ve şiddetlenerek-sürüp gidiyor... Son yıllarda -çok geç de olsa-namus cinayetlerine verilen cezaların ağırlaştırılması, kadın intiharlarında artışı da getirdi. Bugün birçok bölgeden yükselen çatlak sesler, bu intiharların arkasında babaların, abilerin, erkeklerin olduğunu işaret etmekte...

 

Kaynaklar:

1. "Namus Türküleri ve Leke Kültürü" (Filiz Bingölçe - 22 Eylül 2003, Pazartesi (Hürriyet) )

2. "Halk Türkülerinde Kadının Konumu" (Gülcan Kaya- İTÜ Yüksek Lisans Tezi, Haziran 1999)

3. "THM'de Kadın Ağzı Türkülerin Müzikal ve Edebi Özelliklerinin İncelenmesi" (Ayşegül Aral Kuzlu - İTÜ Yüksek Lisans Tezi, Ekim 1999)

4. Halk Şiirinde Kadın ( Şükrü Günbulut - Berfin Yayınları, Ocak 2002)



[1] Kadın ağzı türküler; kadınlar tarafından oluşturulup icra edilen türkülerdir. Kullanılan sözlü ifadelerden, konusunun ve melodisinin kadınlar tarafından seçilip söylendiği anlaşılabilen, aynı zamanda yöresel dil kullanımı, melodi kullanımını da bünyesinde barındıran bir söyleyiş biçimidir. Kadın ağzı türkülerde kadın, türkü yakıcı kimliğiyle ön plândadır.



 
Son Eklenenler
 


copyright 2006 Feminisite.net, her hakkı saklıdır. Design by > MAJOR DESIGN WORKSHOP
www.majortanitim.com.tr